Dostum

Günlük gazetelere baktım. Bir haber yok. Şimdi herkes meraktan kuduruyor. Kaynar kazan mahalle… Kime ne anlatmalı ki? Yağmurdan sonra ilk gün ne gelen var ne de giden kahveye. Selim geldi. Sağdan soldan derken çıkardı ağzındaki baklayı:

“Kimi kimsesi de yokmuş garibin,” dedi, yarım ağız. Sorgular gözle baktı yüzüme. Oralı olmadım. Ocağın altını kıstım. İki çay alıp yanına geldim.

“Bizler varız ya,” diyecek oldum. Sustum. Boğazımda düğümlendi sözcükler. Bir şeker aldı. Yarısını kırıp çayına attı. Yarısını ağzında gevelemeye başladı. Belli öfkeli. Bardağı kırarcasına karıştırdı çayı.

“Oğlum, Hasan ne oldu sana böyle, niye konuşmuyorsun? Bir bildiğin varsa söyle. Bak çok fena! Herkes seni biliyor.”

Kalktım masadan. Bir sigara yaktım. ”Ne biliyorlarmış?” dedim.

“Dün polisler geldi. Herkesin ifadesini aldılar. Görenler olmuş. En son sen girmişsin eve.” Yüzünü buruşturdu. İğrenerek baktı. Acıyor mu, kızıyor mu bilemedim.

“Benim de ifademi aldılar,” dedim sadece. Bir sigara da Selim yaktı. Derin bir nefes çekip boşalttı kafasındakileri dumanla: “Yani sen yapmadın, eminsin değil mi?”

Güldüm. Ocağa gittim. Bardakları yıkamaya başladım. Çıkıp gitti kahveden. Bir daha da gelmedi.

“Toprağın suya, insanın sese ihtiyacı var, dedi, Adile Teyze sicim gibi yağan yağmura bakıp. Kanepenin yanındaki komodinden küçük bir kutu çıkardı. “Bak Hasan,” dedi bir fotoğraf uzatarak, çiçek desenli halıya uzanmış bir kız çocuğu, siyah örgülü saçları. Yanı başında duran simsiyah bir kediyi seviyor.

“Bu kim?” dedim, istemsizce. Gülümsedi yanıma geldi. Uzun uzun baktı fotoğrafa:

“Bu benim, çocukluğumdan kalma, annemin halısını mahvetmiştik tekirle…” Etrafa saçılan oyuncaklar, kutular, oyuncak bebek, yelpaze… Halının üstü panayıra dönmüş. Aldı elimden fotoğrafı iç çekip, “Bu evde çok güzel günlerim geçti, O gün annemin mavi desenli porselen tabağını kırmıştık tekirle de bir güzel azar işitmiştim annemden. Tabii haklı kadın, yerlere saçılan meyveler kirletmişti halısını. Üzüm çekirdeklerini tek tek elleri ile temizlemişti zavallı.”

Anlıyor musun Hasan, şimdi neden satmıyorum bu evi o mendebur müteahhide? Haklıydı, Adile teyze bütün mahalle betona boğulmuştu. Kala kala bir Adile teyzenin evi bir de baba yadigarı bu kahvehane kalmıştı, betona yenik düşmeyen. Öğleden sonra kıldık namazı. İmam ve cemaatten başka kimse yoktu. Selim de mahalleli de gelmemişti. Savcılık iade etti kutuyu. “Bütün anılarım bunun içinde,” demişti Adile Teyze, kutuyu elime tutuşturup. Aile fotoğrafları, eşe dosta yazılan mektuplar vardı. Hepsini okudum. Ağladım. Kapı gıcırdadı. Selim girdi içeri, elinde bir gazeteyle, mahcup yüzü. “Çayın var mı?” dedi. Titrek bir sesle. Masaya geçti. “Kusura bakma Hasan, sana çok yüklendim. Hakkını helal et. Failler yakalanmış,” dedi, gazeteyi gösterip. Üçüncü sayfada bir haber. Kutuyu sakladım Selimden. “Önemli değil,” dedim, çayları masaya bıraktım. Selim’in gözlerinin içi ışıldadı. Utangaç bir tavır aldı yüzü, gülümser gibi oldu. “Dostum,” dedi, sarıldık.

oggito.com’da yayınlandı: https://oggito.com/icerikler/dostum/63733

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s