güne eksik uyanıyorum

güne eksik uyanıyorum

çoğalıyor gözlerim

bulut bulut

Okumaya devam et “güne eksik uyanıyorum”

Reklamlar

… İç Sesi

Uzayıp giden yalnızlıklardan arta kalandır anılar. Yaşadım diye bilmem için üretmem gerek bolca anı. Sadece anıyla süslemez insan yaşamı, bir de yalnızlık vardır. Her daim yalnız olan insan için, yalnızlık sadece kalabalıklardan uzaklaşmak ta değildir yani. Bilmeli ki insan ölüm ile yalnızlık aynı doğrultudadır. Ha ölü yalnızlığı ha yaşamın yalnızlığı!

Okumaya devam et “… İç Sesi”

Açık Deniz

Yelken açmak. Sonu gelmez bir maceraya kürek çekmek gibidir. Elimizde avucumuzda her ne varsa bir dolu dünya oluşturmak. İşte böyle başlar bazı şeyler. Hiç farkında olmadığın bir umudun kıvılcımı düşer ilk önce yüreğine. Sezinlersin, duyumsarsın ya da hiç haberin olmaz. Gelir seni bulur. Bulacağı anı, mekânı kendi iç devinimde yaşar ve yaşatır. Bir beklentin olsun istersin beklersin, bekletilirsin… Okumaya devam et “Açık Deniz”

Dostum

Günlük gazetelere baktım. Bir haber yok. Şimdi herkes meraktan kuduruyor. Kaynar kazan mahalle… Kime ne anlatmalı ki? Yağmurdan sonra ilk gün ne gelen var ne de giden kahveye. Selim geldi. Sağdan soldan derken çıkardı ağzındaki baklayı:

“Kimi kimsesi de yokmuş garibin,” dedi, yarım ağız. Sorgular gözle baktı yüzüme. Oralı olmadım. Ocağın altını kıstım. İki çay alıp yanına geldim.

Okumaya devam et “Dostum”

Güz Havası

Penceremden giren soğuk havanın etkisiyle uyandım. Uzun yaz aylarında hep açık bırakıyorum penceremi. Sıcaklar uyutmuyor. Sadece sıcaklar mı uyutmuyor insanı? Artık mevsim değişiyor, sonbahar geliyor. Mis gibi serin havayı soluyorum. Üstüm açık kalmış. Ciğerlerim şişercesine soluyorum soğuk havayı. Bugün Zeynep gelecek, hazırlık yapmadım. Dün, “Geri gidelim,” dedi. Öyle sessiz kaldım ki az kalsın telefonu elimden düşürecektim. ’Geri gitmek kolay mı,’ dedim. Kendi kendime… ’’Hey sana diyorum,” diye haykırdı Zeynep. Cevap vermemi beklemeden, “Sabah gelir, alırım hazır ol,” dedi. Okumaya devam et “Güz Havası”

Netameli Bir İş: Yazmak

Bugün yeni bir kelime öğrendim. Netameli: gizli tehlikesi olduğu sanılan, başına sık sık kaza gelen anlamları varmış. Düşünüyorum da bu yazmak ya da yazıyor olmakta böyle bir şey olmalı, netameli bir uğraş vesselam. Duygunun, düşüncenin, fikrin en gizli yerine ineceksin, oradan en olmaz denilen cevheri bulup gün yüzüne çıkaracaksın. Bir maden işçisi titizliğinde ya da bir dalgıç özverisinde olacaksın. Okumaya devam et “Netameli Bir İş: Yazmak”